Satış ve Danışma Hattı: 0364 333 1 000

Özel ÇocuklarANASAYFA Prlt Bebe Özel Çocuklar

Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Engel kelimesi sözcük anlamı olarak “bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mani, pürüz” şeklinde tanımlanmaktadır. Engel eğer gözümüzde ise görmemizde bir pürüz, sıkıntı vardır, dilimizde ise konuşmamızda, ayağımızda ise yürümemizde, zihnimizde ise anlamamızda, algılamamızda…

Engel sözcüğü kulağa hoş gelmez. Kulağa hoş gelmediği gibi ruhumuza da hoş gelmez. Çocuk olalım, yetişkin olalım bir engelle karşılaştığımızda vereceğimiz ilk tepkilerden biri öfkedir. Yetişkinler olarak bizler zaman zaman bastırmayı ya da yumuşatıp farklı şekillerde yansıtmayı başarabilsek de çocuklarda engellenmişlik duygusunun yaratmış olduğu öfkeyi en ilkel haliyle gayet net görebiliriz.

Engelli bir çocuğun ebeveyni olmak aynı çocuğa engelsiz bir biçimde sahip olmaya engel olduğu için bu durum ebeveynlerde bir öfke yaratır. Ancak engelli ailelerinin yaşadığı tek duygu öfke değildir. Her anlamda yoğun bir duygusal sarsıntı yaşarlar. Bu sarsıntının farklı aşamaları vardır.

Öncelikle, engelli ailelerinin hissetmiş olduğu duygu bir şok olmuşluk halidir. Hiç hesapta olmayan bir durum ile karşı karşıya kalmışlardır. Ne yapacaklarını bilememektedirler. Her şey belirsizdir. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verememektedirler. Birisi şöyle davran dese de öyle davransalardır, şunu yap dese de şunu yapsalardır.

Suçluluk

Hemen ardından inkar etme durumu gündeme gelir. Hayır, bu böyle olmamalıdır. Bir yerlerde bir yanlışlık yapılmıştır. Keşke birileri hatalı tanı olduğunu söylesedir. Bu ümitle doktor doktor gezilir, yanı sıra alternatif tıp da denenir. Ama yazık ki tanı kesinleşmiştir.
Akabinde depresyon. Artık denemenin bir anlamı yoktur. Tüm çabalar boşa çıkmıştır. Geriye yoğun bir ümitsizlik, çaresizlik ve hayal kırıklığı kalmıştır. Adını belki de daha önce duymadıkları bu durumla nasıl başa çıkabileceklerdir. Bu aşamada ebeveyne hiçbir şey zevk vermez. Sosyal ilişkiler çok aza iner; kişi toplumdan soyutladıkça kendini, iç dünyasına döner. Orada yeni bir duygu ile karşılaşır: suçluluk.

Suçluluk hissi ile boğuşmak üstesinden gelinmesi en zor aşamalardan biridir. Ebeveyn çocuğun durumundan kendini sorumlu tutar. Doğum öncesinde yeterince dikkatli davranmadığı için çocuğunun böyle olduğunu düşünür. Ya da ona göre, geçmişte yaptığı bir hatanın, günahın bedelini ödüyordur, yaratıcı tarafından cezalandırılmıştır. Bu suçluluk duygusundan kurtulmak için sürekli çabalar. Çabaları sonuçsuz kalsa bile en azından bir şeyler için uğraşıyor olmanın tadımlık mutluluğunu yaşar. Ancak bir taraftan da yaşadığı duyguları anlamlandıramamanın sıkıntısını hissedip, neden bu sıkıntıları kendisinin yaşadığını sorgular. “neden ben” sorusu bir kere gündeme geldiğinde öfke kaçınılmaz duygu olur. Bu öfkenin muhatabı aslında tam da belli değildir. Bu bazen kişinin kendisi, bazen eşi, bazen doktor, bazen Allah olabileceği gibi bazen de çocuğu ya da bir başkası, hatta mutlu olan herhangi birisi bile olabilir.

Öfke aşaması kritik bir aşamadır. Öfke engel durumunu kabullenmeyi zorlaştırır. Çünkü hedefi saptırır, merkezde çocuk olması gerekirken suçlanacak kişiler gündeme oturur. Bir suçlu aramak ise vakit kaybından başka bir şey değildir. Kabul sürecini uzatır. Durumu kabullenemeyen bir ebeveyn de engelli çocuk için faydadan çok zarar getirir. Çünkü ortada bir sorun göremeyen ebeveyn sorunla baş etmek için çözüm arayışı içerisine girmez. Ona göre zaten çözümlenmesi gereken bir durum yoktur ortada, kızılması gereken kişiler vardır.

Pazarlık etme aşaması ailenin kabul sürecine girdiğinin bir göstergesidir. Artık diğerleri yoktur gündemde. Sadece çocuğu ve onun için yapılabileceklerin, elden gelenin en iyisi vardır. Ve bu hususta kendisine yardımcı olabileceğini düşündüğü herkesle bir orta yol bulmaya çalışır, öfkesi dinmiştir. Sorunu kabullenmiş, araştırmış, bilmediklerini sormuş, belirsizliklerden biraz olsun kurtulmuş ve kaygısı azalmıştır. Bu ebeveynin daha soğukkanlı ve sağlıklı düşünmesinde ve davranmasında etkili olur. Çocuğunu artık kendi idealleri doğrultusunda değil de çocuğun potansiyeli çerçevesinde değerlendirmekte ve ona göre daha gerçekçi bir şekilde hareket etmektedir. Çocuğu ile karşılaşmaya hazırdır.

Süreci yaşamaktan korkmamak

Bu duygusal sarsıntı süreci hemen hemen her ebeveynin bazı farklılıklar olmakla birlikte yaşadığı bir durumdur. Kimi duyguları bazı ebeveynler hiç yaşamazken bazıları da burada bahsetmediğimiz utanç, yetersizlik… gibi başka duyguları ekstradan yaşayabilir. Kimisi duyguları çok yoğun yaşarken kimisi daha az yoğunlukta yaşayabilir. Bazıları süreci kısa sürede atlatırken bazılarının atlatması yıllar alabilir.

Burada önemli olan bu süreci yaşamaktan korkmamaktır. Çünkü bu yaşanması gereken bir haldir. Aksi halde mevcut durumla yüzleşme gerçekleşmez. Yüzleşmedikçe, durumu yok sayıdıkça ya da durumdan etkilenmediğini varsayıp kendini ve başkalarını buna inandırmaya çalıştıkça bu geçici bir süre için rahatlık hissi verebilir. Ancak sonrasında hiç umulmayan bir zamanda ve beklenmedik biçimde bastırmış olunan bu duygular su yüzüne çıkabilir. Bu aşılması gereken çok daha zor bir sürecin başlangıcı olur. Bu tıpkı yas sürecine benzer. Nasıl ki sevdiğimiz birini kaybettiğimiz zaman üzülürüz, günlerce ağlarız, hayattan zevk almamaya başlarız. Sevdiklerimizin yanımızda olup bize destek olması bizi mutlu eder fakat destek amaçlı da olsa “üzülme, ağlama…” gibi sözler duymak hoşumuza gitmez. Çok boş gelir bunlar, anlaşılmadığımızı hissederiz. Çünkü ortada bir kayıp vardır ve bu durumda verilmesi gereken en normal tepki üzülmektedir. Anormal olan bu sürecin, üzerinden zaman geçmesine rağmen hala yeni olmuş gibi yaşanmasıdır. Böyle olmaması için zamanında uygun tepki verip acımızı, depresyonumuzu yaşamamız gerekir. Ancak bu şekilde durumu kabullenip önümüze bakar ve hayatımıza devam eder, yol alırız. Bir yerlere takılıp kalmayız. İşte bu yüzden engelli ebeveynlerinin de süreçlerini yaşamaktan korkmamaları gerekir. Onlar da çocuğunun diğer çocuklar gibi olma beklentisini kaybetmişlerdir.

Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta vardır ki; ölen birisi için ona dua etmekten başka yapılabilecek pek fazla bir şey yoktur. Oysa engelli bir çocuk için yapılabilecek oldukça fazla şey vardır ve bunun tatmini de bir başkadır. Zihinsel engeli olmayan bir çocuk bir iki kere sorma ile kırmızı rengini öğrenir ve ebeveyni bunu çoğu zaman geç fark eder, fark edince de ya sevinir ya sevinmez. Oysa zihinsel engeli olan bir çocuk bir sene boyunca öğretmeni ile kırmızı rengini çalıştıktan sonra güç bela öğrenir ama bu durum onun ebeveyninin gözünden kaçmaz. Ve o ebeveynin gözündeki o anki ışık, heyecan, mutluluk sıradan bir duygu değildir, yoğunluk bakımından çok farklıdır. Belki de çoğumuzun gözü hayatımız boyunca hiçbir şeyde bu kadar parlamamıştır.

Onlar sadece engelli değil

Engelli çocukların oldukça farklı bir dünyası vardır. Onun bazı eksikliklerinin olması onun dünyasının tanınmaya değer olmadığı anlamına gelmez. Üstelik o dünya çok renkli de olabilir. Başka hiçbir yerde öğrenemeyeceğimiz şeyleri biz orada öğrenebiliriz. Küçük şeylerle mutlu olmayı, zorluklarla mücadele etmeyi, yeri geldiğinde teslim olmayı, tevekkül etmeyi…

Otizm tanısı almış bir çocuğu otistik olarak etiketlememeli, otizmli bir çocuk olarak görmeliyiz. Çünkü o tamamen otistik bir birey olarak var olmamaktadır. Eğer ki onun dünyasına girmek için kendimize fırsat verirsek otizmin sadece onun özelliklerinden biri olduğunu, onun sadece otizmden ibaret olmadığını fark ederiz.

Yaratılan her varlık biriciktir, özeldir. Çocuklar bize Yaradan’ın emanetidir. Engeli olan bir çocuk ise çok daha özeldir. Eğer ki Yaradan bu çok daha özel çocuğu emanet etmek için sizi seçmişse siz de çok özelsinizdir. Layık görülmüşsünüz dür. Gerçekten “seçilmiş”sinizdir.

Allah’ın emeklerinizi boşa çıkarmaması dileğiyle…

Canan Cantürk / Psikolog